Seomoz’dan Rand Fishkin Matt Cutts’a soruyor…

Cuma günleri yayınlanan “Whiteboard Friday” videolarında bu geçen Cuma, SEOmoz’dan Rand Fishkin SMX Advanced vesilesiyle Seattle’da bulunan Google’un Webspam takımının lideri Matt Cutts ile kısa bir rapörtaj yapma fırsatı buldu.

Matt’in Rand’e vermiş olduğu cevapları özetle aşağıda okuyabilirsiniz.

Web site yöneticileri ‘If Modified Since’ etiketini kullanmalı mı?

‘If Modified Since’ HTML sayfalarınızın <head> kısmında kullanabileceğiniz açıklayıcı bir etikettir. İşlev olarak web sayfanızın içeriğinde değişiklik yapılıp yapılmadığını belirtiyor. Matt’e göre Google bu etiketi 2003′te bant genşliği sorun olduğu zamanlarda desteklemeye başlamış, fakat günümüzde kullanımı çok önemli değilmiş. Yinede standart uygulama olarak iyi bir alışkanlık olduğunu söylüyor, ama Googlebot’un web sitenize daha hızlı, veya daha sık uğramasını sağlamazmış.

Web site yöneticileri bakım veya arıza için 503 durum kodunu kullanmalı mı?

503 durum kodu hazırlanma veya değişme sürecinde olan veyahutta bir problemi olan bir sayfanın endekslenmesini engellemeye yardımcı olabilir. Rand videoda Disney’in başına gelen bir hadiseyi anlatarak tehlikeyi çok güzel anlatıyor. bir Perşembe veya Cuma akşamı Googlebot Disney’in web sitesine uğruyor ve endeksi güncellemek üzere Disney’in web sitesini taramaya başlıyor. Problem, Disney personelinin aynı akşam için yaklaşık bir saat süren bir bakım programlaması idi. Disney’yi internette ziyaret etmek isteyen insanlar bakım için kapalı olduğunu belirten geçici bir web sayfası ile karşılaştılar. Googlebot ise aynı sayfa ile karşılaştı, fakat sayfanın durum kodu 200 olduğu için bunun geçici olduğunu anlamıyor ve endeksi geçici olan içerik ile güncelliyor. Dolayısıyla Google’un arama motorunda Disney web sitesini arayan herkes sonuçlarda Disney’inweb sitesinin bakımda olduğunu okuyor. Disney’in personeli durumu fark etmesine rağmen, yapılacak birşey yok idi… Googlebot ancak bir sonraki Pazartesi Disney’in web sitesine dönüyor ve endeksteki sayfaları güncellediği zaman problem ortadan kalkıyor. Bütün bir hafta sonu Google’un arama sonuçlarına güvenen insanlar, bu hata yüzünden geri çevrildi. Matt tabii ki bu gibi durumlarda 503 durum kodunun kullanılmasını tavsiye ediyor. Googlebot’un ne zaman döneceğini kontrol edemezsiniz, ama en azından geçici bakım sayfalarını endekslemezler.

Bir web sayfasından dışa doğru verilen linklerin sayısı sayfanın PageRank’ini etkiliyor mu? Örnek olarak, PageRank’i boşa harcamamak için daha kararlı bir şekilde PageRank’i dağıtmak/kanalize etmek için web sayfasından dışa yönlenen 2 mi, 3 link mi olduğu, fark eder mi?

Orijinal PageRank formülünde, evet. PageRank derecesi basit bir formül idi, transfer edilebilen PageRank, bölü web sayfasından dışa doğru yönlenmiş linklerin sayısı olarak tanımlanıyordu. Fakat günümüzde, Matt daha döngüsel ve tekrarlanan bir analiz olduğunu vurguluyor. “Çoğu kişinin beklentisi doğrultusunda önem taşımıyor artık.” Web sayfalarınızın PageRank’lerini kendi web sayfalarınız için biriktirmenize gerek kalmadı. Hatta, bolca dışa link vermenin yararları olabilir… (iyi niyetli olmanın link edinmedeki gücünü de unutmamalı).

Eğer Google bir trilyon kadar web adresi(URL) gördü ise, bunların kaçına dikkat ediyor?

Google PageRank sırasına göre interneti taradığına göre, “en iyi” web sayfalarını önce görüyorlar ve değeri olmayan sayfalardan kaçınıyorlar. En büyük sorun aynı içeriğinin eşlerini bulmak, veya daha önce endeksten çıkarılan içeriği bulmak. Matt’e göre Google’un gördüğü web sayfalarının %28′i birden fazla kopyası olan içeriktir. Birde web trafiğinin anlamlı bir derecelendirme faktörü olmadığını açıklamak için, “kaliteli” içerik ile “popüler” içeriğin arasındaki farktan bahsetti. PageRank popüleriteyi yansıtmadığını açıklamak için porno sitelerinin popüler olduğunu, fakat kimse link ile onlara ziyaretçilerini yönlendirmediği için PageRank’leri yok.

Web adreslerinde (URL) takip eden / önemli mi, değil mi?

Önemsiz gibi gelebilir değil mi? URL yapısında adres.com/dizin mi, yoksa adres.com/dizin/ olarak mı kullanıyorsunuz? Matt takibeden keskinin, adresin sonundaki bölümünün bir dizin olduğunu, ve dosya adı olmadığını açıkça belirtiyor. Kullanılabilirlik adına tercih edilmesi gerektiğini tercih edilebilir diyor. gerçi, Google bunları ayırt etmekte baya becerikli, dolayısıyla çok büyük bir mesele olmadığına değiniyor.

Google, interneti birçok coğrafik konumdan mi tarıyor?

Yani ziyaretçinin IP adresine göre coğrafi konuma özel içerik sunmalı mı? Uluslararası web siteleri ve/veya ziyaretçileri ile uğraşanların sıkça sordukları bir soru. Web sitelerinde arama motoru optimizasyonu yaparken merak ettiğimiz, bu uygulamanın Google’un ne taradığını nasıl etkiliyor, ve arama motoru sonuç sayfalarında neler çıkıyor.

Matt Google’un tüm interneti tek bir IP adresinden taradığını teyit etti. Bunun sebebi tüm dünya için sadece bir endeks olması. Her ülke veya dil için ayrı endeksler kurmuyorlar.

Bunun anlamı değişik ülkelerden gelen ziyaretçilere çok değişik olan içerikleri sunmaktan kaçınmak gerektiğidir. Mesela Fransa’dan gelen IP adreslerine Fransızca içerik gösteriyorsanız, Googlebot bunu görmüyebilir.

Dolayısıyla, herkese ilk olarak aynı içeriği sunmanızda fayda var. Oradan da ziyaretçileriniz navigasyon menülerinden faydalanarak coğrafi konumuna özel içeriğe yönlenirler. Bu arada Google web sayfalarında form doldurmak ve javascript taramakta beceri kazanmasına rağmen, hala söz konusu coğrafi konuma özel içeriğinize yönlendiren linklerinizin statik link olmaları tavsiye ediliyor.

301/302 yönlendirmeleri zincirleme kullanmak kötü bir fikir mi ( 301–>301–>302)?

Matt iyi bir fikir olmadığını vurguluyor. Google’un bir veya iki yönlendirme ile problemsiz uğraşabileceğini, fakat daha sonrasını muhtemelen takip etmiyeceklerini söylüyor. Birde 302 yönlendirmelerin sadece geçici durrumlar için kullanılmaları gerektiğini hatırlatıyor.

Raportajın kalanında Google kampüsünde bulunan arı kovanlarından kısaca bahsediyorlar. Meğersem iki binanın arasına kurulan kovanlar, Google personelinin ilgisini çekmiş, ve amatörce arıcılık ile uğraşanlar varmış.

via SEOmoz Blog Featuring Search Engine Marketing News & Tips.

 

Halka İlişkiler Pazarında Kriz Bitti mi?

Tim Dyson’un blogundan okuduğum “Is the PR recession over?” yazısınıdan hem fikir olduğum noktaları sizlerle paylaşmak istedim…

Economists seem to agree that by and large the major economies of the world are no longer in recession.  But it’s clear that while some industries are back to growth, others are still mired in there very own recession.

Yazar dünyanın büyük ekonomilerinin artık resesyonda olmadıkları ekonomistlerin ortak görüşü olduğunu yazıyor. Fakat, bazı sektörlerin büyüme gösterdmesine rağmen, diğer bazıları da belirgin bir şekilde hala ekonomik krizden etkileniyorlar.

So, is the PR industry one of the growth industries or is it still in recession?  The answer is potentially ‘yes’ to both of these questions.  I’d argue that the PR industry has emerged from the recession as a different business. It’s had to.

Halkla ilişkiler sektörünün durumunu sorgulayan yazar, sektörün büyümeye geçip krizden çıktığını, fakat eski haliyle değil, yeni bir ticari oluşum olarak çıktığını belirtiyor. Değişmek zorundaydı diye savunuyor.

Pre recession, the PR industry was drifting towards digital and in particular social media/networks.  The recession accelerated PR down that path in ways that will change the industry forever.  Put another way the deliverables that clients rightly expect post recession are different.  Very different.  Post recession clients expect to understand communities and the conversations taking place in those communities.  They also want to take part in these conversations, or at the very least influence them.  They may also want to create their own communities.  This is real ‘public relations’ and it’s a huge opportunity for the industry.  Yet some agencies still view the world the old way.  They view PR as a process that drives headlines and creates events.  They think that a blog entry is effectively another headline.  In other words they are not measuring communities and conversations, they are measuring the volume a client can talk at.  These agencies are going to have to adapt and fast, or their recession will last a long time.  A very long time.

Ekonomik krizden evvel halkla ilişkiler sektörü dijitale, özellikle sosyal medya/ağlara kaymaya başlamıştı. Pazarın daralmasıyla bu değişim hızlandı ve sektörü ebediyen değiştirdi. Kriz sonrası müşterilerin hizmet beklentileri çok farklı. Müşteriler, kriz sonrasında toplulukları ve topluluklarda oluşan sohbetleri bilmeyi, anlamayı istiyorlar. Birde bu sohbetlere katılmayı veya en azından onları yönlendirmeyi istiyorlar. Kendi topluluklarını kurmak istiyebiliyorlar. Bu gerçek halkla ilişkilerdir, ve sektör için çok büyük bir fırsattır. Yinede bazı ajanslar dünyayı eski şekli ile görüyorlar. Onlar halkla ilişkileri manşetleri ve etkinlikleri yönlendiren bir süreç olarak görürler. Bir blog yazısını bir manşet olarak ele alırlar. Yani, toplulukları ve sohbetleri ölçmüyorlar, onun yerine müşteriye ne kadar konuşabileceklerini ölçüyorlar. Bu ajanslar çok çabuk adapte olmak zorundalar, yoksa ekonomik kriz onlar için çok uzun sürecektir.

The agencies that are embracing a new way of measuring success are coming out of this recession with a great opportunity.  They are speaking the new language of marketing and delivering services to match.  They are not confined by what media or events exist.  Instead they create and influence communities and the conversations that are taking place using the best available tools.  Truth is the agencies that are on this path don’t really think of themselves as PR agencies anymore and they certainly don’t fear agencies that still deliver ‘old style PR.’  This is because the approaches they are taking require skills from a wider range of disciplines.  It’s also because they don’t measure success like they used to.

Başarıyı ölçmenin yeni yollarını benimseyen ajanslar krizden büyük bir fırsat ile çıkıyorlar. Pazarlamanın yeni lisanını konuşup yeni koşullara uygun hizmetler sunuyorlar. Mevcut olan medya ve etkinlikler ile sınırlanmaktansa, mevcut olan en iyi araçları kullanarak  topluluklar kuruyorlar ve gelişen sohbetleri etkiliyorlar. Gerçek şu ki, bu yolu izleyen ajanslar kendilerini halkla ilişkiler ajansları olarak görmüyorlar, ve eski yoldan devam eden ajanslardan korkmuyorlar. Bunun sebebi de sundukları hizmetlere yaklaşımları daha çeşitli yetenekleri gerektiriyor, ve de başarıyı eskisi gibi ölçmüyorlar.

So, if you want to know if your agency is still in recession, ask yourself how you define success for a client.  The answer to that will tell you a lot about your prospects for the next few years.

Amerika’daki kriz durumu ile Türkiye’deki durum farklı safhalarda olabilir, ama halkla ilişkilerin dijitale kaydığı ve bu süreçin hızlandığı konusunda Tim Dyson ile hem fikirim. Son bir yıldır sosyal medya almış başını gidiyor, ve her yerde anlayan anlamayan herkes onun hakkında konuşuyor. Yinede sosyal medyanın iletişimi sağlamak, sohbetlere katılmak için sadece bir kanal olduğunu hatırlamamız gerekir. Yakın gelecekte sosyal medya da değişik safhalardan geçerken değişime uğrayacaktır. Onu sadece bir araç olduğunu ve pazarlama karışımına entegre edenler sosyal medya/ağlarını verimli kullanabileceğini düşünüyorum.