Bir önceki yazımda sosyal medya ile neden ilgilenmeniz gerektiğine değinerek, sizlerle düşüncelerimi paylaştım. Yazıda yeni başlayan bir web sitesinin ziyaretçi edinmesi için sosyal medya ile etkileşime girmesi gerektiğini ve ancak bunu başardıktan sonra arama motoru optimizasyonu ile yol alabileceğini söyledim.
Eskiden arama motorlarının yeni web sitesi kayıt formaları olurdu. Web sitenizi yayınladığınızda bu kayıt formlarını doldurarak arama motoruna var olduğunuza dair haber verirdiniz, ve onlar da web sitenizi sıraya alır, ve sırası gelince web sayfalarınızı okur ve veritabanlarına kaydederdi. Bazı küçük veya niş arama motorlarında bu süreç hala geçerli olmasına rağmen, Google ve Bing gibi en büyük ve yaygın arama motorlarında bu süreç web sitenizin kaydedilmesini geciktirdiği bile olur. Günümüzde arama motorları web sitenizi bulmak için başka web sitelerinden gelen linklerle sizleri bulmayı tercih ediyorlar. Dolayısıyla arama motorlarına ait robotlarının sıkça uğradığı bir web sitesinde kendi web sitenize bir link edinmeniz, arama motorlarına kaydolmanız için en hızlı yoldur.
Tabii bu arada önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Arama motorlarına web sitenizin kaydolması daha yolun başlangıcıdır, varmak istediğimiz sonuç değildir. Onların veritabanlarında milyarlarca web sayfası kayıtlı olmasına rağmen, siz arama motorunda birşey sorguladığınızda sadece sayfa başına 10 sonuç verirler. İstatistiklere göre de çoğu insan bu sonuç sayfalarından sadece birinci sayfaya baktıklarını, ve çok küçük bir azınlığın ikinci ve üçüncü sayfalara devam ettikleri ortaya çıkıyor. Web sayfalarınız arama motorları tarafından ilk bulduğu ve veritabanlarına kaydettikleri zaman genelde bu sıralamanın sonlarına ekleniyor, ve ilk sonuç sayfasında, konunuzla ilgili sizi kimse bulamıyor. Konunuzla ilgili sıralamada nasıl yükselebileceğinize daha sonraki yazılarımda sıkça değineceğim için burada detaya girmeyeceğim. Burada anlamanızı istediğim konu, size web sitenizi yüzlerce arama motoruna kaydediceğini vaadeden kişilerden/firmalardan sakınınız. Maksat arama motorlarına kaydolmak değil, web sitenize ziyaretçileri getiren trafiği oluşturmaktır.
Arama motoru robotlarının sıkça uğradığı web siteleri çok sık güncellenen, yani yeni içerik eklenen, web siteleridir. Bunlar ekseriyet haber siteleri, sosyal ağlar, ve bloglar cinsinden web siteleridir. Haber sitelerinde yer almak için haber sayılacak bir olay olması gerekeceği için, ve hergün binlerce yeni web sitesi yayın hayatına geçip, bir o kadarı da kapatıldığı için, ancak bir halkla ilişkiler kampanyası neticesinde böyle bir sonuca erişebilineceğini düşünüyorum. Yeni bir web sitesi için yapılan masrafa yazık olabilir. İlk günlerde bloglardan ve kurumsal web sitelerinden link edinmek daha zor olacağı için sosyal ağlara kaldık. Bir önceki yazımda da değindiğim gibi bu sosyal ağlarda web siteniz veya kendiniz için hesap açıp, profilinize yeni web sitenizin adresini yazmanız gerekecek. Daha sonra da konunuzla ilgili sohbetlere dahil olduğunuzda diğer kişiler sizi belki merak edip profilinize ve web sitenize göz atabilir, ama aynı zamanda arama motorlarına da yem atmış olacaksınız. Arama motoru robotları sosyal içerikli web siteleri endekslerken sizi de bulmuş olacak, ve web sitenize olan linki takip edip sitenizi endeksliyecektir.
İnternet’te küçük işletmeler için pazarlama hakkında az da olsa birşeyler okuyorsanız, neden bir blog’a, Twitter hesabına ve dahasına ihtiyacınız olduğu hakkında bir sürü “sosyal medya” tavsiyeleri içinde boğuluyorsunuzdur. Yinede çoğu kişi ve firmalar, devamlı güncelleyebilecekleri bir web sitesine, yani bir blog kurulumuna ihtiyacı olduğunu düşünmüyor…
Twitter, Facebook, ve blog dünyasına atılmanızın şart olduğunu düşünüyorum, ve neden gerektiği konusunda sizi ikna etmek için önce yaklaşık 10 sene kadar geçmişe bir bakmamız gerektiğini düşünüyorum.
90′ların sonu, 2000′li yılların başında bütün şirketlerin bir web sitesine ihtiyacı olduğu kanısı yaygınlaşmaya başlamıştı. Neye yarayacağını bildiğimizden değil tabii… Broşürümüz yerine mi geçecekti? Dükkan vitrini gibi mi olacaktı? Yoksa yol kenarındaki ilan panosu görevi mi yapacaktı? Yeni teknolojilere yatkın olan pazarlama profesyonelleri (geek pazarlamacılar diyeceğim geliyor
), bunun ne anlama geleceği epey sonradan belirlenecek olsada, “Ticaret yapmanın yeni bir yolu” demeye başlamıştı.
O dönemde herkesin bu düşünceye kapılmasını sağlayan oluşum, bir web sitenizin olmaması durumunda görünmez olduğunuzun farkına varılması idi. Sadece zor bulunur değil, görünmez sayılıyordunuz. Tabii, reklam ve halkla ilişkiler ile mesajınızı insanlara iletebiliyordunuz, fakat sonrasında elde edilen netice önemli idi. Mesajınızı duyanlar mağazanıza gelip, içeri girecekler miydi? Telefon açıp daha fazla bilgi mi isteyeceklerdi? Hayır, o dönemden itibaren insanlar bir web adresi istemeye başlamıştı, ve elde etmedikleri taktirde sizinle iletişimleri o anda bitiveriyordu.
Çoğu firmalar hala web sitelerin ne işe yarayacağını bilmiyordu, fakat bir seçim haklarının bulunmadığını da görüyorlardı. İnternet, medyanın bir sonraki en önemli şekli olacaktı ve kim daha evvel çözerse kazanacak diye bir genel kanı vardı. Geek pazarlamacılar bile bu değişimin etkisini tahmin edemediler. İnternet sadece alternetif bir medya değildi, ticari modelleri ebediyen değiştiren, yeni bir dünya idi.
Günümüze tekrar dönelim, ve aynı örüntünün tekrar baş gösterdiğini fark edebiliriz, sadece farklı bir kılıkta bu sefer. Günümüzde yeni bir web sitesi internette yayınlandığında, yine görünmez haldedir.
Mesela şu anda okuduğunuz bu web sitesini örnek alalım, AiS.web.tr, internetten faydalanarak pazarlama yapmanına yeni yollarını araştırırken, bulduklarımızı ve tecrübe ettiklerimizi bu sayfalarda sizlerle paylaşarak, bir diyalog başlatmayı amaçladığımız bir blog. Bu okuduğunuz ilk yazımızın yayınlandığı tarihte, hali hazırda görünmez durumundadır. AiS.web.tr sayfalarını nasıl bulabilirsiniz? Google veya Bing gibi arama motorlarında arayarak mı? Zannetmem… Web sitemizi, bir sorunun çözümünü ararken bulmanız imkansız. Tüm arama motoru optimizasyonu taktikleri bu web sitesinin, yani yeni bir web sitesinin, arama motoru sonuç sayfalarında ilk sıralara çıkmasını sağlamaz.
Dolayısıyla ne yapabiliriz? Gazetelerde ve dergilerde reklam verebilir miyiz? O da olmaz. Buradaki amaçımız, internet teknolojileri kullanarak pazarlama fonksiyonlarını yerine getirmeye çalışanları diyaloğa çağırmak, onlarla sohbet etmek ise, internetten okuyan insanları arıyoruz. Diğer bloglarda reklam vermeye kalksak da işe yaramaz, çünkü günlük hayatında blog okumayı alışkanlık haline getirmiş kişiler ekseriyet takip etikleri blogları Google Reader gibi RSS okuyucularından okur. Ordada bloglarda yayınlanan reklamlar çoğunlukla görünmez. Belkide yeterince büyük bir bütçe ile herkese duyurulabilir, ama pratikte olabileceğini sanmıyorum. Hele hele daha yeni oluşan küçük bir firma için imkansızdır. Günümüzde web sitenizi yayınlayıp, reklam ile duyurmanız çok zorlaştı. En azından değeri olan konularda, rekabetin güçlü olması sebebi ile pahalı bir girişim olur.
Sosyal medya, AiS.web.tr‘nin biraz ivme kazanmasını sağlayacak tek mecradır. Sosyal medyada kendine isim yapmış kişiler bizden bahsederse, görünür olmaya başlarız. Yazılarımızdan bir veya birkaç tanesi Buzla (veya Digg,Mixx,Reddit gibi) gibi sosyal haber portallerinden birinde ilk sayfaya çıkarsa, o zaman biraz görünür olacaktır. Yazmayı hedeflediğimiz konular ile ilgili Facebook.com veya Friendfeed.com gibi sosyal ağlarda sohbet oluşur da biz o sohbetlere katılma fırsatı bulursak, sohbete diğer katılanlar belki bizi merak edenler olur ve profilimize bakarlar, yazılarımızı okurlar. Sosyal medya sayesinde trafik oluşturmayı becerdikten sonra, okuyucular beğenip kendi yazılarında referans (link) vermeye başladığı zaman ise, bildiğimiz arama motoru optimizasyonu tekniklerini kullanmaya başlayabiliriz. Bugün, ancak sosyal medya yeni başlamış bir web sitesinin o durağan halini yenebilir, ve görünmezlik probleminin üstesinden gelebilir.
Günümüzde sosyal medya pazarın kurallarını değiştirmeye başladı, tıpkı on sene kadar önce internetin yaptığı gibi. Henüz daha erken olmasına rağmen uzmanlar bile bu değişimin bizi nereye götüreceğini bilmiyor. Bu yeni değişim dalgasına ayağını uyduramayanlar da gazeteler gibi bocalayacaktır.